AHMET ÖZTÜRK
Gazetecilerin olmazsa olmazı “ Hür kalem, Hür düşün, hür fikir ve objektif gazetecilik “ gibi daha birçok şeyler sıralayabiliriz. Yukarıda dizelerde olduğu gibi günümüzde maalesef kalemi ‘HÜR’ olmadığı gibi tarafsız da değil…Yandaşlık, koldaşlık, cambazlık ne ararsanız var…
Bunların altında yatan en önemli etken ekonomi bozukluğu.
Böyle bir durumu “Asla ben böyle bir sınıfa girmiyorum.” Diyebilecek Gazeteci bulmakta mümkün değildir. Mutlaka sırtını bir yerlere dayamak zorundadır.
Gelelim köşemizin başlığına…
Adam geçmişte TTK da çalışmış, SSK da çalışmış, Belediye de, ya da başka kurumlarda çalışmış ama gazeteciliği de bırakmamış, Öyle ya da böyle gazeteciliğini sürdürmüş ve sonunda da çalıştıkları kurumlarından emekli olmuşlar.
Sanki emekli olduktan sonra ‘Basın-Yayın’ı bitirmişler gibi birden bire gerçek gazeteci oluvermişler. Üstüne üstlük birde “GAZETECİ-YAZAR” kimliğine bürünmüşler..
Bunun yanı sıra, Basın yayını bitirip de haber yazmasını bilmeyenleri de biliyoruz.
Geçmişini unutup, bir zamanlar kendileri gibi şu anda bazı kurumlarda çalışan ve gazeteciliği de severek yapmaya çalışan kişileri dışlar olmuşlar.
TTK, SSK da, Belediye gibi Kurumların gazeteciliğini sürdürenler onların gözünde “ Tu-Kaka “ gazetecileri olmuş.
Ya mübarek insanlar…
Sizler emekli olmadan önce oralarda çalışırken gazetecilik yapmıyor muydunuz?
Doğrusu bazıları inkâr etmiyorlar “ Evet yapıyorduk da, suya sabuna dokunmuyorduk. Ya spor yazıyorduk ya da belediyenin lağım sularını yazıyorduk” diyorlar.
Hal böyle iken tabiî ki de doğal olarak “Şimdi gazeteciliği tam manası ile yapıyor musunuz? “ sorusu akla geliyor.
Cevapları
Tısssss…….
Neden Tısss biliyor musunuz?
Kimi arşivcilik yapıyor, Kimileri de mekân bekliyor.
Soruyorum şimdi;
Geçmişini unutup emekli olduktan sonra kendini gazeteci görenlere “ Hangi haberleri takip ediyorsunuz, hangi habere koşuyorsunuz, Hangi haberiniz hangi gazetede manşetten çıkıyor?
Kol kola olduğunuz bazı kişilere şöyle bir bakın..
Bir çoğu değişik kurumların Basın bürosunda görev yapıyor ve çalıştıkları yerin adı Basın bürosu..
Peki, o zaman bu tür kişiler, sizlerin gözünüzde gazeteci oluyor da, TTK, SSK, Belediye, Köy Hizmetleri gibi kurumlarda çalışanlar mı gazeteci olmuyor?
“ TTK, SSK, Belediye’de çalışan gazetecileri “ suya sabuna dokunamıyor, ya spor yazıyor, ya da eften püften şeyler yazıyor” diyorsunuz ya. “ Basın bürosunda çalışanlar sizce gazetecilik yapıyorlar mı?
Haber peşinde koşuyorlar da biz mi görmüyoruz.”
Hadi cevap verin.
Basın bürosunda çalışan ve sizin gözünüzde gazeteci olan kişiler çalıştığı kurumun haberini servis etmenin dışında bir şey yapabiliyorlar mı?
Yapamazlar çünkü, adı üzerinde kurum Basın Bürosu görevlisi..
Ne dediniz duyamıyorum.
Duyamıyorum, çünkü sesiniz çıkmıyor çıkamazda…
GENÇ GAZETECİLER
Genç Gazeteciler eleştiriliyor. “ Derneklere, cemiyetlere sahip çıkmıyorlar “ diye.
Nasıl sahip çıksınlar?
Çocuklar ekmeklerinin peşinde peki sizler neyin peşindesiniz…?
Bu çocuklara asgari ücretin dışında para verebiliyor musunuz? Ne yapacak bu genç gazeteci. Fırsatını bulduğunda, kapağı sizin veremediğiniz maaşı alabilmek için TTK’ ya, SSK’ya, Belediyeye atmaya çalışacak. (Ben çok gördüm TTK, SSK’ya girebilmek için Mülakatlara giren gazetecileri.)
Hangi Dernek, Hangi Cemiyet bunların elinden tuttu. “ Gel kardeşim insan gibi yaşa, adam gibi adam ol. Kimseye muhtaç olma, ekonomik sorunu ben çözerim” dedi.
Ya da bir genç meslektaşının işe girmesinde ön-ayak oldu.
Arkadaşlar kimse kimseyi kandırmasın. Etrafınızda böyle giderse kurumlarından emekli olanlardan başka kimseyi bulamazsınız. (Onlar da vakitlerini geçirecek yer bulamadıkları için aranızda olacak)
Bu ayrımcılığa son verin. Bırakın SSK’cı, TTK’cı, gazeteci davasını...
Bunlar işlerini Amatörce yapıyorlar, yani sizlerin ekmeğinde gözleri yok, sırtınızda da yük de değiller.
Bilmem anlatabildim mi?
YA KARDEŞİM SİZ KİMSİNİZ KARDEŞİM
AHMET ÖZTÜRK
Bu aralar gazetecilik mesleği adına utanç verici olaylar yaşanıyor.
Yerel seçim yaklaştı ya, Gazeteci kimliği adı altında şantaj, tehdit, aba altında sopa göstermeler, gerek yerel basın, gerek Ulusal basın ve Sosyal Medyada yoğunluk kazandı.
Reklam alamadı ve onların tabiri ile ‘ Arpayı’ toplayamadı iseler… Vurun abalıya
Ya kardeşim Siz kimsiniz?
Adam aday olur, Proje üretir veya üretmez. Seçilir ya da seçilmez.
Demokratik ülkelerde olduğu gibi Ülkemizde de da seçme ve seçilme hakkına sahip olan her birey aday olabilir. Oyunu ver ya da verme.
Ama daha şimdiden aday adaylarını karalamak, ‘ Tu kaka ‘ demek sizin ne haddinize?
Hele birde bunu "gazetecilik" adına yapıyorsanız, adınız ve konumunuz ne olursa olsun, sizin bu meslekte yeriniz yok demektir…
İşin kötüsü de bu tipler "gazeteciler i "sosyal medyada" kendilerine yer bulduğunu zannederek cirit atıyorlar. Ona küfür, buna küfür. Ya kardeşim Siz Kimsiniz?
Ayıp, Ayıp
Adının başına Gazeteci sıfatını ekleyen ve bu şehirde Sadece kendinin her şeyi bildiğini sananlar var. Ona buna saldıranlar var.
Kimsenin Avukatlığını yapacak değilim. Benim derdim gazeteci kisvesi adı altında yapılan şantajlar.
Kimlerin kimlere nasıl tezgâh kurduğunu bu şehirde az çok bilirim.
Yazarken çizerken çok dikkat edeceksiniz bazı yazılarlınıza…
Bu şehirde ‘ bugün hangi Belediye'nin kafasını koparalım' diyen gazeteci ve gazete patronlarını iyi bilirim…
Ama bu mesleğe gönül vermiş, doğru ve dürüst insanları da lekelemeyim lütfen.
Gazetecilik mesleğini de kirletmeyin.
Yapıyorsan adam gibi yap. Belgelerini koy, Kamuoyunu aydınlat. Buna kimsenin lafı olmaz. Ama kafalarda soru işareti bırakan yazılar aydınlatıcı olmuyor.
‘ Ben yazdım veya yazarım’ demek hiç olmuyor. Bu olsa olsa Ayıp’ın en daniskası oluyor
BELEŞÇİ GAZETECİ!
Ahmet ÖZTÜRK
Yüzündeki kırmızılık sanki kafasını ateşlemişti.
Adeta duman tütüyordu adamın kafasından.
Belli ki bir şeylere kızmış.
— Hadi kardeşim ilerleyin.
— Sabah sabah adamı çileden çıkartacaklar.
Vatandaşlar şoförün bu serzenişinden sonra birazcık daha ilerlediler ama mümkün değil. Arabanın içi hınca hınç balık istifi gibi.
O arada bir Bayan Belediyelerin Basın mensuplarına verdiği kartı şoföre gösterip ve kartını okutup bindi otobüse.
Şoför yine homurdanmaya başladı
_ Kardeşim şu gazeteciler de amma beleşçi. Kartını gösteren bedava biniyor. Veren de kabahat..!
Başka bir vatandaş şoförü nazikçe uyararak;
_ “Ya kaptan sen sadece gazetecileri mi görüyorsun. Baksana kaç kişi belediyenin verdiği ücretsiz kartla geçti. Hiç olmazsa gazeteciler Kamu görevi yapıyor. Başımız sıkıştığında onlara koşuyoruz.” Dedi.
Nereden dedi. Keşke demez olsaydı. Şoförün vatandaşı bir dövmediği kaldı
_ Sen ne diyorsun be kardeşim. Ben bu otobüste çalışıyorum Tabiî ki eşim dostum veya belediye personeli ücretsiz binecek. Hem gazetecilerle benim ne işim olur.
Bu konuşma böyle sürdü gitti.
Bu anlattığım yaklaşık 3-4 aylık benim de şahit olduğum olay.
Şimdi sıkı durun. Bu kez aynı şoförle benim aramda bir diyalog geçti. Ama bu kez o şoför benim gibi yolcuydu. Ve Belediye otobüs şoförünün tam yanında meslektaşına dert yanıyordu. Ve diyordu ki
_ Vay Ş…ler. Vay. Beni hiç yoktan yere kovdular ve üstelik içerideki paramı da vermediler. Ama ben yapacağımı biliyorum. Çağıracağım gazetecileri yazdıracağım ve beni işten atanlardan hesap soracağım.
Sanki dersiniz ki. Gazeteciler bu kişiye bağlı. Adam çağıracak, gazeteciler de koşa koşa gidecekler. Adamı haber yapacaklar. ( Elbette ki gazeteci için eğer haber değeri varsa koşa koşa gider ve haberini yapar.)
Ben dayanamadım ve işten atılan o şoföre;
_ Kardeşim sanırım sen gazetecileri hiç sevmezdin. İşten atılmadan önce belediyenin gazetecilere tanıdığı hak olan kart ile arabaya binen gazeteciler için.” Bunlar beleşçi “diyordun. Şimdi nasıl da gazetecilerden yardım bekliyorsun? Dediğimde adam gayet pişkin
_ Onların görevi. Tabi ki haber yapacaklar.(!)
Bunları niye mi anlattım.
Ülkemizde yerel basın en ağır koşullarda mücadele ederek ayakta durmaya çalışırken birçoğu da kapandı ve kapanmaya yüz tuttu.
Yukarıda anlattığım şoför örneğinde olduğu gibi yerel basına sahip çıkan yok. Ama basından beklenen görevler çok. Başın sıkıştığında Basın mensupları, işine gelmediğinde, “Beleşçi gazeteci”
İyiyi kendine, kötüyü gazeteciye mal eden siyasiler, meslek erbapları, Dernekler, Odalar, Sivil toplum kuruluşları ve hatta sade vatandaşlar sizlere sesleniyorum
“ Gün gelecek derdinizi anlatacak, sesinizi duyuracak gazeteci bulamayacaksınız etrafınızda. Desteğinizi el altından değil, el üstünden vergisini veren, şerefi ile ayakta durmaya çalışan, siz istediniz diye değil, kamu görevlerini yerine getirdikleri için destek olun.
Sizlerin tabiri ile beleşçi gazeteci olanla olmayanı, Avanta, lavanta işlerini kovalamayan gazetecileri ayırt edin.
Sizin bir ayda vereceğiniz 20–25 TL’lik abone parası gazeteleri ayakta tutar ama sizleri bu para batırmaz.
Benden söylemesi…
KISA KES AYDIN HAVASI OLSUN!
Ahmet
ÖZTÜRK
Herkese merhabalar!
Uzun bir aradan sonra tekrar buradayım.2012 yılının Son zamanlarında da yaşadığım olumsuz olaylardan sonra bünyem daha fazla dayanamadı ve sağlığım bozuldu.
Şimdi burada neler yaşadığımı birebir anlatacak değilim. Anlatıp da kimsenin canını sıkmaya hakkım yok. Ama fikir sahibi olmayanlar ve “ Ha sahi sen nerelerdesin. Uzun zamandır görünmüyorsun?” diye soranlara, ya da bilip de bilmezliğe yatanlara kısa ve öz anlatayım “ 5 Ekim 2012 tarihinde Bel fıtığı teşhisi ile önce fizik tedaviye alındım ve ardından da Bel fıtığı ameliyatı oldum. Ne hikmet ise bel fıtığı ameliyatından 2 gün sonra omurilik çökmesi midir, ya da göçmesi midir ( Tıp daha iyi bilir ) tekrar apar topar ameliyata alındım. İşte o gündür, bugündür yatar durumdaydım. Ne gezebildim. Ne ayağa kalkabildim. Hastahaneden sonra eve kapandım. Kendimi dinledim. Gerçek dostlarımı, Dost olarak saydıklarımı Ve dostum olduğunu sandıklarımı gördüm.
Hayat, her zaman lay lay lom bir yaşam sunmuyor bizlere. Her şey bizler için.
Bilmiyorum belki de bazı şeylerin bedelini ödüyorum. Hayatta her zaman bir şeylerin savaşın verdim. Vermeye de devam ediyorum. Nihayetin de bu ameliyat sonrası acılar ve sancılardan tamamen kurtulamazsam da başa çıkmayı öğrendim. Buna destek olan aileme ve de (her ne kadar durumdan tam olarak haberleri olmasa da !) arkadaşlarıma borçluyum.
Şükür ki Şu anda çelik korse ile de olsa ayaktayım. Allaha Şükür şimdilik iyiyim.
Benim psikolojim yerine geldi. İnşallah bedenim de düzelir.
Ufff yaa kısa yazacaktım. Ama yine uzatmışım. Ne olur Bu yazımın uzunluğunu sizi özlemişliğime bağışlayın.
Kısa kes Aydın havası olsun” diyenlerin kulakları çınlasın !
BELEŞÇİ GAZETECİ!
Ahmet ÖZTÜRK
Yüzündeki kırmızılık sanki kafasını ateşlemişti.
Adeta duman tütüyordu adamın kafasından.
Belli ki bir şeylere kızmış.
— Hadi kardeşim ilerleyin.
— Sabah sabah adamı çileden çıkartacaklar.
Vatandaşlar şoförün bu serzenişinden sonra birazcık daha ilerlediler ama mümkün değil. Arabanın içi hınca hınç balık istifi gibi.
O arada bir Bayan Belediyelerin Basın mensuplarına verdiği kartı şoföre gösterip ve kartını okutup bindi otobüse.
Şoför yine homurdanmaya başladı
_ Kardeşim şu gazeteciler de amma beleşçi. Kartını gösteren bedava biniyor. Veren de kabahat..!
Başka bir vatandaş şoförü nazikçe uyararak;
_ “Ya kaptan sen sadece gazetecileri mi görüyorsun. Baksana kaç kişi belediyenin verdiği ücretsiz kartla geçti. Hiç olmazsa gazeteciler Kamu görevi yapıyor. Başımız sıkıştığında onlara koşuyoruz.” Dedi.
Nereden dedi. Keşke demez olsaydı. Şoförün vatandaşı bir dövmediği kaldı
_ Sen ne diyorsun be kardeşim. Ben bu otobüste çalışıyorum Tabiî ki eşim dostum veya belediye personeli ücretsiz binecek. Hem gazetecilerle benim ne işim olur.
Bu konuşma böyle sürdü gitti.
Bu anlattığım yaklaşık 3-4 aylık benim de şahit olduğum olay.
Şimdi sıkı durun. Bu kez aynı şoförle benim aramda bir diyalog geçti. Ama bu kez o şoför benim gibi yolcuydu. Ve Belediye otobüs şoförünün tam yanında meslektaşına dert yanıyordu. Ve diyordu ki
_ Vay Ş…ler. Vay. Beni hiç yoktan yere kovdular ve üstelik içerideki paramı da vermediler. Ama ben yapacağımı biliyorum. Çağıracağım gazetecileri yazdıracağım ve beni işten atanlardan hesap soracağım.
Sanki dersiniz ki. Gazeteciler bu kişiye bağlı. Adam çağıracak, gazeteciler de koşa koşa gidecekler. Adamı haber yapacaklar. ( Elbette ki gazeteci için eğer haber değeri varsa koşa koşa gider ve haberini yapar.)
Ben dayanamadım ve işten atılan o şoföre;
_ Kardeşim sanırım sen gazetecileri hiç sevmezdin. İşten atılmadan önce belediyenin gazetecilere tanıdığı hak olan kart ile arabaya binen gazeteciler için.” Bunlar beleşçi “diyordun. Şimdi nasıl da gazetecilerden yardım bekliyorsun? Dediğimde adam gayet pişkin
_ Onların görevi. Tabi ki haber yapacaklar.(!)
Bunları niye mi anlattım.
Ülkemizde yerel basın en ağır koşullarda mücadele ederek ayakta durmaya çalışırken birçoğu da kapandı ve kapanmaya yüz tuttu.
Yukarıda anlattığım şoför örneğinde olduğu gibi yerel basına sahip çıkan yok. Ama basından beklenen görevler çok. Başın sıkıştığında Basın mensupları, işine gelmediğinde, “Beleşçi gazeteci”
İyiyi kendine, kötüyü gazeteciye mal eden siyasiler, meslek erbapları, Dernekler, Odalar, Sivil toplum kuruluşları ve hatta sade vatandaşlar sizlere sesleniyorum
“ Gün gelecek derdinizi anlatacak, sesinizi duyuracak gazeteci bulamayacaksınız etrafınızda. Desteğinizi el altından değil, el üstünden vergisini veren, şerefi ile ayakta durmaya çalışan, siz istediniz diye değil, kamu görevlerini yerine getirdikleri için destek olun.
Sizlerin tabiri ile beleşçi gazeteci olanla olmayanı, Avanta, lavanta işlerini kovalamayan gazetecileri ayırt edin.
Sizin bir ayda vereceğiniz 20–25 TL’lik abone parası gazeteleri ayakta tutar ama sizleri bu para batırmaz.
Benden söylemesi…
KISA KES AYDIN HAVASI OLSUN!
KÖPEĞE NE OLDU?
Ahmet ÖZTÜRK
Erhal Koltuk’u Zonguldak’ta tanımayan yoktur. Kendisi İyi bir eğitmen iyi bir İngilizce hocasıdır. Türkiye Taşkömürleri Kurumu ,Eğitim Daire Başkanlığında yıllardır çalışanlara İngilizce dersi veriyor.
Erhal Koltuk bu sıralarda başka bir ders daha vermeye başladı.
Dersin konusu “ Sobanın Borusu” değil. Koltuk’un birebir başından geçen olaylar.
Aslında Erhal Hoca’nın sosyal medyada paylaştığı ve noktasına virgülüne dokunmadan aşağıda yayınladığımız yazı tam bir ders niteliğinde
Yani “ What happened to the dog ? Türkçe si ise “ Köpeğe ne oldu ?
Erhal Hocanın ‘ Belki okumaya değer ‘ diye Sosyal Medyada paylaştığı yazıyı bende sizler ile paylaşıyorum.
BELKİ OKUMAYA DEĞER...
“ Tarih 6 Temmuz, bu yıl... Fener mahallesinde gezinirken bir köpeğin saldırısına uğradım, dizkapağımın hemen altında derin yaralar açıldı. Derhal Atatürk Devlet Hastanesine gittim, oradan Tıp Fakültesi Hastanesine gönderildim.. Gerekli tedavi yapılıp, kuduz aşısı takibine başlandı. Fakülte hastanesinde doktor, köpeğin gözetim altına alınması gerektiğini söyledi. Buraya kadar okuduktan sonra 'Nolmuş yani' diyebilirsiniz. Komedi zaten bundan sonra... Bunun üzerine Zonguldak Belediyesi Zabıtasını arayıp durumu bildirdim (Biir). Bana 188 'i aramam gerektiği söylediler. Aradım, tam üç gün aradım, Dördüncü gün telefonuma yanıt verildi ve bana kendilerinin temizlik işiyle ilgilendiklerini söyleyerek başka bir numara verdiler(ikiii). Verilen numarayı aradım karşıma özel idare çıktı ve kendilerinin konuyla ilgilerinin olmadığını söyleyerek Belediyeyi aramam gerektiğini söylediler (üüüççç). Belediyeyi aradım Başkan ile görüşmek istedi... ğimi söyledim, Başkanın sekreteri Başkan yerinde yok, siz Erhan Darende'yi arayın dedi (dööörrrrt). Tekrar Belediye santralından Darende'i istedim karşıma çıkan bayan yerinde olmadığını söyledi. Her defasında yaptığım açıklamayı tekrar yaptım. Geldiğinde durumu ileteceğini söyledi.... Aradan birkaç gün daha geçti. Tekrar Darende'yi aradım, telefona çıkan bayan kendisinin yerinde olmadığını, benim Başkan yardımcısı Hikmet Beyle görüşmem gerektiğini söyledi (Beeeeşşşş). Söylenen numarayı aradım, Karşıma Sayın Başkan Yardımcısı çıktı, kendisine yaşananları tek tek anlatarak bu nasıl iştir bir yetkiliye, ilgiliye bir haftadır ulaşamıyorum, sağlığım sözkonusu diyoruuuuum ve aldığım yanıt; 'Ulaştınız ya'. İşte film orada kopuyor, açıyorum ağzımı, yumuyorum gözümü... Olayın ne olduğunu kavrayamayan şahıs bana soruyor (gönlümü alacak, sinirlerimi rahatlatacak ya) 'Sizi kim ısırdı ?' Ben tabi yanıtlıyorum; B...n ! Film tekrar kopuyor. Zat-ı Muhterem hemen Veterineri gönderip köpeği aldıracağını söylüyor, hatlar gergin vaziyette telefonu kapattım. Haaa siz şimdi köpeğin ne olduğunu merak ediyorsunuz (Bu arada ben aşılarımı oldum, risk yok) ; köpek henüz alınabilmiş değil ve benden sonra bir başka kişiye daha saldırdı, onun akıbetinden haberim yok. KÖPEKLERDEN ARINDIRLMIŞ BİR FENER DİLEKLERİMLE...”
AKP’NİN ADAYI YILDIZ MI?
Yerel seçimler büyük bir ihtimalle 2013’ün sonlarına doğru yapılacak. AK Parti ve CHP, büyük olasılıkla mevcut Belediye başkanlarından vazgeçecek
Gerek iktidar Partisi gerekse Ana muhalefet partisi mahalli seçimlerde en fazla belediye başkanlığı çıkartmanın peşinde. Özellikle İktidar Partisi Büyük şehirlerin yanı sıra CHP ye kaptırdığı Belediyeleri de geri almak istiyor.
Bunu Sayın başbakan Recep Tayip Erdoğan’ın yarısı Partinin ileri gelenleri de her fırsatta dile getiriyorlar.
Biz dönelim Zonguldak’a
CHP’ nin Mevcut belediye Başkanı Muharrem Akdemir’i aday göstermeyeceği apaçık belli.
CHP İl Başkanı Halil Furat’ın geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamalardan bunu anlıyoruz ve hatta adaylarının Kilimli belediyesi eski başkanı Ali Arslankılıç, ya da 22 dönem CHP Zonguldak milletvekili Harun Akın’ın ismi geçiyor.
Peki, Ya İktidar partisinde kimin ismi geçiyor?
İktidar partisi Zonguldak’ı almanın peşinde Bu yüzden de isim veya isimleri sır gibi saklıyor.
Ama sıkın durun ben açıklıyorum ( ! )
Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız.
Taner Yıldız bilindiği gibi Zonguldak’a uzak bir isim değil.
Zonguldak’ı iyi biliyor. Zonguldaklı da kendisini iyi tanıyor
AK Parti Genel merkezine yakın kişilerden sızan bilgi bu yönde.
Bu yazıyı tarihe not düşsün diye erkenden yazdım.
Görelim mevlam neyler neylerse güzel eyler
/*/*/*/*/*/*/*/*/*/*/*/*/*/*/*/*/*/*/*/*/*/*/*/*/*/*/*/*/*/*/*/*/*/*/*/*/*/*/*/*/*/*/*/*/*/*/
İFTAR YEMEKLERİ BAHANE ŞOV SAHENE !
Ahmet ÖZTÜRK
Biraz bekledim Bakalım ,belki düzelirler, ilk günlerin heyecanı ile yapıyorlardır” diye düşündüm.. Bu düşüncem bayağı gecikti ve Ramazanın sonlarına doğru patladı.
Nedir beni patlatan olay, Tabi ki başlıktan da anlayacağınız gibi Her Ramazan ayında olduğu gibi iftar yemeği altında siyasi şovların yapılması.
Geçtiğimiz yıllarda Ramazan çadırları ile siyaset yapılıyordu.Şimdi ise İlerleyen Türkiye, Sıfır enflasyonu olan ülke, Kalkınmış millet ( !) adına lüks otellerde yapılıyor.
İktidar olsun, muhalefet olsun bu iftar yemeği modasına uydular.
Mübarek Ramazan ayında yine gariban evinde bir tas çorbasını içerken, Siyasetçiler ve yandaşları 5 yıldızlı otellerde iftar yemeği altında şovlarını gerçekleştirdiler. Verdikleri iftar için inanın içinden “ Allah kabul etsin” demek gelmiyor, Hatta içimden “ Zehir-zıkkım yiyin “ diyesim geliyor.
Uzun süre bekleyip de bu kadar kısa yazı yazılır mı bilmem ama Ben içindeki birikintileri kısa da olsa döktüm ya siz ona bakın.
Bu vesile ile Sevgili okurlarımız için bir mesaj yayınlama fırsatım da oldu. İşte mesajım
Sofranız afiyetli, paranız bereketli, kararlarınız ise isabetli, yuvanız muhabbetli, Kalbiniz merhametli, bedeniniz sıhhatli, yüzünüz mutlu, bayramınız kutlu olsun.
*/*/*/*/*/*/*/*/*/*/*/*/*/*/*/*/*/*/*/*/*/*/*/*/*/*/*/*/*/*/*/*/*/*/
DERDİ YOKLAR’DAN DERDİ ÇOKLARA GELDİ MEGASTAR!
Ahmet ÖZTÜRK
Yıl 1985 Düğünlerde Derneklerde ilgi ile izlenen, takip edilen gencecik, pırıl pırıl bir genç vardı. Kıvır kıvır saçları, maviye bakan o yeşil gözleri, o berrak sesi herkesi etkilediği gibi beni de etkilemişti.
Kimdir, Nedir bilmek istiyordum. Kendisi ile tanışmıyordum ama tanımak bilmek istiyordum. Çünkü Zonguldak’ta o kadar berrak ses, o kadar mükemmel uyum bana göre yoktu.
Zonguldak Gazetesi Yazarı olarak ben, O dönemlerde Aynı gazetede yazan Çetin Özdemir, Solmaz Onat ile O Kıvırcık saçlı mavi ile karışık yeşil gözlü çocuğun çalışma ortamını merak etmiştik. Hep beraber gittik. Yanlış hatırlamıyorsam Karafatma sokağında derme çatma bir yerde çalışma yapıyorlardı. Müzik gurubunun ismi de ‘ Derdi Yoklar’ idi.
Derme çatma bir yerde ‘ Derdi yoklar ‘ orkestrası ile ‘ Madenci ‘ parçasına çalışıyorlardı. Gazeteci olarak İlk defa biz dinlemiştik Madenci parçasını.
“ Elleri nasırlı, gözleri sürmeli ..Madenci.. Madenci”
Süre giden parçasını dinlerken benim gözlerimden yaş akıyordu. Ama sadece binim değilmiş gözlerimden yaş akması. Hemen yanımda bulunan solmaz Onat hanımda aynı şekilde benim gibi duygulanarak gözlerinden yaşları akıtıyordu.
“ İşte Zonguldak’ı temsil eden, madenciyi temsil eden müzik “ dedim.
Bu müzik Zonguldak’ı değil. Tüm Türkiye’yi sallar dedim içimden
Pırıl, pırıl sesi, Zonguldak Heveslisi maviye bakan o yeşil gözlü genç Şimdilerin MEGASTAR’ Ergin Erdem’den başkası değildi…
Zonguldak için sadece Madenci parçası değil, Grizuya Ağıt, Güzel Devrek, Kdz. Ereğli İbram gibi parçalarının yanı sıra 250 ye yakın eseri meydana getirmiş.
250’yi geçen sözü ve bestesi kendine ait olan bu sanatçıya kim sahip çıktı acaba?
Yapılan etkinliklerde yer alan ve o güzel türkülerini seslendiren Ergin Erdem ( MEGASTAR) sadece verilen sözler ile kaldı.
Dinleyenler “ Böyle ses, böyle müzik, böyle parça, Değil, Zonguldak ta Ülkede POPİLER OLUR “ dediler ama sadece demek ile kaldılar.
Kendi emeği, kendi girişimleri ile Ulusal TV ve Ulusal basında yer aldı. Ama maalesef Zonguldak’ın gündeminde Sadece MEGASTAR olarak kaldı.
Zonguldak ve çevre belediyelerinde festivaller oldu. Milyarlarca Lira para Televizyonlarda, Tele volelerde boy gösteren sanatçılara aktarıldı.
Niye
Çünkü MEGASTAR Ergin Erdem Zonguldaklı, O bizim çocuğumuz denildi. Ama bizim çocuğumuza sahip çıkılmadı.
Genel maden İşçileri sendikası ( GMİS) Oralı bile olmadı.
Belediyeler ise Popüler peşinde koştu. Bizim Basınım ise Popüler kişilere sayfa sayfa yer ayırırken MEGASTAR Ergin Erdem’i sadece kendi düğünlerinde, kendi etkinliklerinde hatırlayabildiler. Çünkü MEGSATAR Ergin Erdem arkadaşımız, Dostumuz, Ücretsiz söyler.
Var mı böyle şey….
“Derdi Yoklar “ grubu ile çalışıp bu günlere gelen Ergin Erdem Şu anda Derdi Çoklar ‘ grubunu kurup, sizin, benim ve hepimizin yüzüne tükürse Haksız mı?
O Tükürecek. Basın olarak, İş adamı olarak, Sendikacısı ve Tüm Örgütler olarak “ YARABİ ŞÜKÜR “ mi diyeceğiz. Yoksa Bundan Sonra Zonguldak’ımızın Medarı iftarı Ergin Erdem’e sahip mi çıkacağız?
CILKINI ÇIKARTTI !
AHMET ÖZTÜRK
Esnaf Kefalet ve Kredi Kooperatifine aday olmadan önce sağda-solda söylediği sözler, verdiği beyanlara bakıldığında “ İşte tamam Esnafı kurtaracak adam “ denilmişti.
Ercan Şehri, Hüseyin Özdemir ve yönetimine çamur atarak Öyle beyanatlar, öyle yorumlar vermişti ki, Esnaf kefalet ve Kredi Kooperatifi’ne sihirli değnek değdirecek ve kooperatifin tüm borçlar ödenecek, esnaf da kendi borçlarını ödeyecek sanmıştık. Ercan Şehri Kooperatifi ele geçirdiğinde ( Kusura bakmayın bu terimi kullanmak zorundayım) ilk baştan ekonomik anlamda kısıtlamalara gittiğini, borçlu esnafın borçlarını kısa sürece tahsil edeceğine tüm esnaflarda inanmıştı. Hatta kredi alamayan esnaf bile “Eee ne yapalım. Kooperatif düzlüğe çıkacaksa katlanalım “ demişti.
Sonra ne oldu?
İşin içinden çıkamayan Ercan Şehri başladı dert yanmaya , Kooperatif batakta, yandım bittim “ edebiyatları….
İnsana sormazlar mı?
“ Sevgili Şehri, Devletin devlete borcu var, Devlette devamlılığın esas olduğu gibi Kurumlarda da devamlılık esastır. Sen bile, bile bu ateşten gömleği giymeye razı oldun ve hatta kısa süre içinde Kooperatifi düzlüğe çıkartacağına söz vermiştin. Şimdi ağlamak, dert yanmak niye “ diye.
Madem pişmansın, madem bu işi beceremiyorsun. O halde neden o koltukta oturmak için ısrarcısın?.
Belki bazı konularda haklı olabilirsin. Hüseyin Özdemir ve yönetimin hataları olabilir. Ama belden aşağı vurmak niye?
Ama olmuyor Sayın Şehri,Bu esnaf ikinci kooperatifi kaldıramaz. Eğer ikinci kooperatif kurma çabaları varsa bunun tek suçlusu sensin. Esnaf arayış içerisinde, baktılar ki Şehri Koltuğa zamk gibi yapışmış. Başka çıkar yolu yok. Elbette ki alternatifleri deneyecekler.
Sayın Şehri, Hatadan dönmek erdemliktir. Zonguldak’ı, bu şehrin esnafını ve bu şehir esnafından alış veriş yapan tüketiciyi düşünüyorsanız, ya şikâyet etmeyip görevinizi yapın, ya da cılkını çıkardığınız şu Kooperatif’ten yüzünüzün akı ile ayrılın ve gidin.
Sizin ne o makama, ne de o koltuğa ihtiyacınız var. Siz, sevilen ve sayılan bir kişiliğe, kariyere sahipsiniz. O Koltuk ateşten gömlek ve sizin de bu gömleği giymeye devam etmeniz anlamsız.
Yanlışmış mıyım?
“Evet yanlışsınız. Doğrular budur “ diyorsanız e mail adresim.
Bilgilendirin, bizde kamuoyunu bilgilendirelim.
************************************************************************
APO’YU EVİNİZDE BESLEYİN BARİ (!)
AHMET ÖZTÜRK
Sabır… Sabır… Ama sabrın da bir sınırı var değil mi? Benim sabır taşım çatır çatır çatladı. Yerlere döküldü. Darmadağın oldu.
Yaşımın geçkin olması nedeniyle birçok şeyi hatırlıyorum.
1980 öncesinde Ülkemizde 'komünistim' demek, bırakın komünistliği sol edebiyatı yapmak bile suçtu.
Ama Ülkemizin her bir yanında Komünist partileri açıldı ve hatta seçimlere girdi. Suç sayılmaktan çıktı ve meşrulaştı.
Sonra bu ülkede, PKK denilen cellâttın ortaya çıkması ile
Özellikle Doğu’da kıyımlar başladı. Anne karnındaki ceninler, doğan bebeler öldürüldü. Masum insanlara kıyıldı. Basın yayın organları Apo (Abdullah Öcalan’ın) ismini zikretmekten kaçındı ve Apo’dan bahsederken 'Bebek katili' şeklinde haberlerini verdiler.
Sonra. Apo (Abdullah Öcalan’a) saygı gösterilmesi yasaklandı. ‘Sayın' demek gibi. ‘
Sonra.
Sonrası malum, Apo’ ya saygı gösterme sözü olan 'Sayın Apo' için meşrulaştırıldı. Yasaktan kalktı.
Eee sonra ne oldu?
Apo’nun (Abdullah Öcalan’ın) misafir edildiği İmralı adası yasaklarla bezenirken, Ülkenin en iyi doktorları, en iyi gıda mühendisleri ve buna benzer EN‘ler İmralı da görevlendirildi.
Maksat Avrupa ülkelerine rezil olmayalım…
Ama Apo (Abdllah Öcalan) Orada rahat durmadı… Avukatları, Milletvekilleri aracılığı ile dünyaya sesini, politikasını ve hatta ölüm listesini yayınlamaya devam etti. (Ülkenin her bir yanından şehit haberleri gelmeye başladı )
Ne oldu ise bu aralar sesi kesildi…
Ne Avukatları, ne de temsil ettiği vekillerinden bir ses çıkmayınca
Birileri Apo’nun avukatlığına soyundu.
Neymiş efendim 'Abdullah Öcalan İmralı da mı değil mi? Sanki öldürdünüz de sesi çıkmıyor', gibi Anlam taşıyan ifadeler ile iktidarı sıkıştırmaya çalıştı.
Hadi bunu diyen İktidar değil. Ne konuştuğunu bilmiyor ya da siyaseten yapıyor.
Peki ya
Ülkenin kaderini belirleyen, iktidarın en önemli ismi
'Öcalan için ev hapsi düşünülebilinir' diyerek şartlarını ortaya koyarsa
Bundan çok yorum ve sonuç çıkabilir.
Kaldı ki ilgili kişinin bu açıklamalarının ardından sosyal medyada ki yorumlara baktım. Hepside genelde birbirine benzer yorumlar
Yani
'Cumhurbaşkanlığı seçimleri yaklaştı. Bari Cumhurbaşkanlığına aday gösterelim', ‘şehitlerimizin kemikleri sızlayacak', 'Bari evinizde alın besleyin' gibi.
Bu tür yorumlara neden olanları ve vatandaşın sabır taşını çatlatanları kınıyorum.
Bu ülke bizim. Bu ülke ne salya sümük ile ne de el divan pençe durularak korunmuştur. Bu ülke şehit kanları ile bezenerek, ellerinde topu tüfeği olmadan, süngüsü ile elinde kazması ile baltası ile ve en önemlisi namusu ile korunmuş ve düşmanlardan temizlenerek, minarelerden ezanlarımızın susmaması sağlanmıştır.
************************************************************************
MADENCİ ANITI MİTİNG ALANI OLMAKTAN ÇIKARILSIN
Osman Zinnur KARABAK
629 adımlık Gazipaşa trafiği Madenci anıtında miting düzenlendiği zaman felç oluyor. Site, Kapuz, Ontemmuz, Rat, Dilaver gibi semtlerden şehir merkezine inan araçlar miting günleri adeta tıkanıyor.
Ambülânslar, itfaiye araçları ve vatandaşların kullandığı araçlar madenci anıtında yapılan mitingler yüzünden Trafiği kilitliyor. Acelesi olan, Doktora yetişmesi gerekenlerin işi sadece Allaha kalıyor. Çünkü Üç yol ağzı e şehrin en işlek yeri işgal ediliyor.
Bu konu gündemde iken bende âcizane Sayın Valimize ve İl Trafik komisyonuna önerim olacak.
Kesinlikle mitinglere karşı değilim. Herkes doğal olarak eylemini, tepkisi gösterecek ancak bu tepkiyi gösterirken vatandaşları mağdur etmeyecek. O nedenle Benim önerim Miting alanı olarak Tren istasyonun önü buna müsait. Hem trafik engellenmemiş olur, hemde vatandaş mağdur edilmemiş olur. Bu arada belki tek mağduriyet Genel evde çalışanlar olabilir ama onlarda şehrin selameti için yapılan mitinge dayansınlar.
Bilindiği gibi daha önce Ulu cami de kılınan cenaze namazından sonra trafik aynen madenci anıtında olduğu gibi tıkanıyor ve çile çekiliyordu. Dönemin yetkilileri bu çileye son vermek için Cenaze törenleri Acılık camisinde ne aktarınca Şehir trafiği rahatlamış oldu.
Önerim dikkate alındığında aynen Ulu cami olayı gibi Madenci anıtı önü de rahatlayacak ve kimse mağdur olmayacak.
Madenci anıtı önünde hiç mi miting yapılmasın. Tabi ki yapılsan. Ancak bu Parti Genel Başkanlarının geleceği zaman olur. O da zaten seçimlerden seçimlere olacağından kimse mağdur olmaz.
Sayın valimize İl Trafik Komisyonu bu önerimizi dikkate aldıkları takdirde Zonguldak insanı kendilerine minnettar kalacaklardır,
KÖPEĞE NE OLDU?
Ahmet ÖZTÜRK
Erhal Koltuk’u Zonguldak’ta tanımayan yoktur. Kendisi İyi bir eğitmen iyi bir İngilizce hocasıdır. Türkiye Taşkömürleri Kurumu ,Eğitim Daire Başkanlığında yıllardır çalışanlara İngilizce dersi veriyor.
Erhal Koltuk bu sıralarda başka bir ders daha vermeye başladı.
Dersin konusu “ Sobanın Borusu” değil. Koltuk’un birebir başından geçen olaylar.
Aslında Erhal Hoca’nın sosyal medyada paylaştığı ve noktasına virgülüne dokunmadan aşağıda yayınladığımız yazı tam bir ders niteliğinde
Yani “ What happened to the dog ? Türkçe si ise “ Köpeğe ne oldu ?
Erhal Hocanın ‘ Belki okumaya değer ‘ diye Sosyal Medyada paylaştığı yazıyı bende sizler ile paylaşıyorum.
BELKİ OKUMAYA DEĞER...
“ Tarih 6 Temmuz, bu yıl... Fener mahallesinde gezinirken bir köpeğin saldırısına uğradım, dizkapağımın hemen altında derin yaralar açıldı. Derhal Atatürk Devlet Hastanesine gittim, oradan Tıp Fakültesi Hastanesine gönderildim.. Gerekli tedavi yapılıp, kuduz aşısı takibine başlandı. Fakülte hastanesinde doktor, köpeğin gözetim altına alınması gerektiğini söyledi. Buraya kadar okuduktan sonra 'Nolmuş yani' diyebilirsiniz. Komedi zaten bundan sonra... Bunun üzerine Zonguldak Belediyesi Zabıtasını arayıp durumu bildirdim (Biir). Bana 188 'i aramam gerektiği söylediler. Aradım, tam üç gün aradım, Dördüncü gün telefonuma yanıt verildi ve bana kendilerinin temizlik işiyle ilgilendiklerini söyleyerek başka bir numara verdiler(ikiii). Verilen numarayı aradım karşıma özel idare çıktı ve kendilerinin konuyla ilgilerinin olmadığını söyleyerek Belediyeyi aramam gerektiğini söylediler (üüüççç). Belediyeyi aradım Başkan ile görüşmek istedi... ğimi söyledim, Başkanın sekreteri Başkan yerinde yok, siz Erhan Darende'yi arayın dedi (dööörrrrt). Tekrar Belediye santralından Darende'i istedim karşıma çıkan bayan yerinde olmadığını söyledi. Her defasında yaptığım açıklamayı tekrar yaptım. Geldiğinde durumu ileteceğini söyledi.... Aradan birkaç gün daha geçti. Tekrar Darende'yi aradım, telefona çıkan bayan kendisinin yerinde olmadığını, benim Başkan yardımcısı Hikmet Beyle görüşmem gerektiğini söyledi (Beeeeşşşş). Söylenen numarayı aradım, Karşıma Sayın Başkan Yardımcısı çıktı, kendisine yaşananları tek tek anlatarak bu nasıl iştir bir yetkiliye, ilgiliye bir haftadır ulaşamıyorum, sağlığım sözkonusu diyoruuuuum ve aldığım yanıt; 'Ulaştınız ya'. İşte film orada kopuyor, açıyorum ağzımı, yumuyorum gözümü... Olayın ne olduğunu kavrayamayan şahıs bana soruyor (gönlümü alacak, sinirlerimi rahatlatacak ya) 'Sizi kim ısırdı ?' Ben tabi yanıtlıyorum; B...n ! Film tekrar kopuyor. Zat-ı Muhterem hemen Veterineri gönderip köpeği aldıracağını söylüyor, hatlar gergin vaziyette telefonu kapattım. Haaa siz şimdi köpeğin ne olduğunu merak ediyorsunuz (Bu arada ben aşılarımı oldum, risk yok) ; köpek henüz alınabilmiş değil ve benden sonra bir başka kişiye daha saldırdı, onun akıbetinden haberim yok. KÖPEKLERDEN ARINDIRLMIŞ BİR FENER DİLEKLERİMLE...”
AKP’NİN ADAYI YILDIZ MI?
Yerel seçimler büyük bir ihtimalle 2013’ün sonlarına doğru yapılacak. AK Parti ve CHP, büyük olasılıkla mevcut Belediye başkanlarından vazgeçecek
Gerek iktidar Partisi gerekse Ana muhalefet partisi mahalli seçimlerde en fazla belediye başkanlığı çıkartmanın peşinde. Özellikle İktidar Partisi Büyük şehirlerin yanı sıra CHP ye kaptırdığı Belediyeleri de geri almak istiyor.
Bunu Sayın başbakan Recep Tayip Erdoğan’ın yarısı Partinin ileri gelenleri de her fırsatta dile getiriyorlar.
Biz dönelim Zonguldak’a
CHP’ nin Mevcut belediye Başkanı Muharrem Akdemir’i aday göstermeyeceği apaçık belli.
CHP İl Başkanı Halil Furat’ın geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamalardan bunu anlıyoruz ve hatta adaylarının Kilimli belediyesi eski başkanı Ali Arslankılıç, ya da 22 dönem CHP Zonguldak milletvekili Harun Akın’ın ismi geçiyor.
Peki, Ya İktidar partisinde kimin ismi geçiyor?
İktidar partisi Zonguldak’ı almanın peşinde Bu yüzden de isim veya isimleri sır gibi saklıyor.
Ama sıkın durun ben açıklıyorum ( ! )
Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız.
Taner Yıldız bilindiği gibi Zonguldak’a uzak bir isim değil.
Zonguldak’ı iyi biliyor. Zonguldaklı da kendisini iyi tanıyor
AK Parti Genel merkezine yakın kişilerden sızan bilgi bu yönde.
Bu yazıyı tarihe not düşsün diye erkenden yazdım.
Görelim mevlam neyler neylerse güzel eyler
/*/*/*/*/*/*/*/*/*/*/*/*/*/*/*/*/*/*/*/*/*/*/*/*/*/*/*/*/*/*/*/*/*/*/*/*/*/*/*/*/*/*/*/*/*/*/
İFTAR YEMEKLERİ BAHANE ŞOV SAHENE !
Ahmet ÖZTÜRK
Biraz bekledim Bakalım ,belki düzelirler, ilk günlerin heyecanı ile yapıyorlardır” diye düşündüm.. Bu düşüncem bayağı gecikti ve Ramazanın sonlarına doğru patladı.
Nedir beni patlatan olay, Tabi ki başlıktan da anlayacağınız gibi Her Ramazan ayında olduğu gibi iftar yemeği altında siyasi şovların yapılması.
Geçtiğimiz yıllarda Ramazan çadırları ile siyaset yapılıyordu.Şimdi ise İlerleyen Türkiye, Sıfır enflasyonu olan ülke, Kalkınmış millet ( !) adına lüks otellerde yapılıyor.
İktidar olsun, muhalefet olsun bu iftar yemeği modasına uydular.
Mübarek Ramazan ayında yine gariban evinde bir tas çorbasını içerken, Siyasetçiler ve yandaşları 5 yıldızlı otellerde iftar yemeği altında şovlarını gerçekleştirdiler. Verdikleri iftar için inanın içinden “ Allah kabul etsin” demek gelmiyor, Hatta içimden “ Zehir-zıkkım yiyin “ diyesim geliyor.
Uzun süre bekleyip de bu kadar kısa yazı yazılır mı bilmem ama Ben içindeki birikintileri kısa da olsa döktüm ya siz ona bakın.
Bu vesile ile Sevgili okurlarımız için bir mesaj yayınlama fırsatım da oldu. İşte mesajım
Sofranız afiyetli, paranız bereketli, kararlarınız ise isabetli, yuvanız muhabbetli, Kalbiniz merhametli, bedeniniz sıhhatli, yüzünüz mutlu, bayramınız kutlu olsun.
*/*/*/*/*/*/*/*/*/*/*/*/*/*/*/*/*/*/*/*/*/*/*/*/*/*/*/*/*/*/*/*/*/*/
DERDİ YOKLAR’DAN DERDİ ÇOKLARA GELDİ MEGASTAR!
Ahmet ÖZTÜRK
Yıl 1985 Düğünlerde Derneklerde ilgi ile izlenen, takip edilen gencecik, pırıl pırıl bir genç vardı. Kıvır kıvır saçları, maviye bakan o yeşil gözleri, o berrak sesi herkesi etkilediği gibi beni de etkilemişti.
Kimdir, Nedir bilmek istiyordum. Kendisi ile tanışmıyordum ama tanımak bilmek istiyordum. Çünkü Zonguldak’ta o kadar berrak ses, o kadar mükemmel uyum bana göre yoktu.
Zonguldak Gazetesi Yazarı olarak ben, O dönemlerde Aynı gazetede yazan Çetin Özdemir, Solmaz Onat ile O Kıvırcık saçlı mavi ile karışık yeşil gözlü çocuğun çalışma ortamını merak etmiştik. Hep beraber gittik. Yanlış hatırlamıyorsam Karafatma sokağında derme çatma bir yerde çalışma yapıyorlardı. Müzik gurubunun ismi de ‘ Derdi Yoklar’ idi.
Derme çatma bir yerde ‘ Derdi yoklar ‘ orkestrası ile ‘ Madenci ‘ parçasına çalışıyorlardı. Gazeteci olarak İlk defa biz dinlemiştik Madenci parçasını.
“ Elleri nasırlı, gözleri sürmeli ..Madenci.. Madenci”
Süre giden parçasını dinlerken benim gözlerimden yaş akıyordu. Ama sadece binim değilmiş gözlerimden yaş akması. Hemen yanımda bulunan solmaz Onat hanımda aynı şekilde benim gibi duygulanarak gözlerinden yaşları akıtıyordu.
“ İşte Zonguldak’ı temsil eden, madenciyi temsil eden müzik “ dedim.
Bu müzik Zonguldak’ı değil. Tüm Türkiye’yi sallar dedim içimden
Pırıl, pırıl sesi, Zonguldak Heveslisi maviye bakan o yeşil gözlü genç Şimdilerin MEGASTAR’ Ergin Erdem’den başkası değildi…
Zonguldak için sadece Madenci parçası değil, Grizuya Ağıt, Güzel Devrek, Kdz. Ereğli İbram gibi parçalarının yanı sıra 250 ye yakın eseri meydana getirmiş.
250’yi geçen sözü ve bestesi kendine ait olan bu sanatçıya kim sahip çıktı acaba?
Yapılan etkinliklerde yer alan ve o güzel türkülerini seslendiren Ergin Erdem ( MEGASTAR) sadece verilen sözler ile kaldı.
Dinleyenler “ Böyle ses, böyle müzik, böyle parça, Değil, Zonguldak ta Ülkede POPİLER OLUR “ dediler ama sadece demek ile kaldılar.
Kendi emeği, kendi girişimleri ile Ulusal TV ve Ulusal basında yer aldı. Ama maalesef Zonguldak’ın gündeminde Sadece MEGASTAR olarak kaldı.
Zonguldak ve çevre belediyelerinde festivaller oldu. Milyarlarca Lira para Televizyonlarda, Tele volelerde boy gösteren sanatçılara aktarıldı.
Niye
Çünkü MEGASTAR Ergin Erdem Zonguldaklı, O bizim çocuğumuz denildi. Ama bizim çocuğumuza sahip çıkılmadı.
Genel maden İşçileri sendikası ( GMİS) Oralı bile olmadı.
Belediyeler ise Popüler peşinde koştu. Bizim Basınım ise Popüler kişilere sayfa sayfa yer ayırırken MEGASTAR Ergin Erdem’i sadece kendi düğünlerinde, kendi etkinliklerinde hatırlayabildiler. Çünkü MEGSATAR Ergin Erdem arkadaşımız, Dostumuz, Ücretsiz söyler.
Var mı böyle şey….
“Derdi Yoklar “ grubu ile çalışıp bu günlere gelen Ergin Erdem Şu anda Derdi Çoklar ‘ grubunu kurup, sizin, benim ve hepimizin yüzüne tükürse Haksız mı?
O Tükürecek. Basın olarak, İş adamı olarak, Sendikacısı ve Tüm Örgütler olarak “ YARABİ ŞÜKÜR “ mi diyeceğiz. Yoksa Bundan Sonra Zonguldak’ımızın Medarı iftarı Ergin Erdem’e sahip mi çıkacağız?
CILKINI ÇIKARTTI !
AHMET ÖZTÜRK
Esnaf Kefalet ve Kredi Kooperatifine aday olmadan önce sağda-solda söylediği sözler, verdiği beyanlara bakıldığında “ İşte tamam Esnafı kurtaracak adam “ denilmişti.
Ercan Şehri, Hüseyin Özdemir ve yönetimine çamur atarak Öyle beyanatlar, öyle yorumlar vermişti ki, Esnaf kefalet ve Kredi Kooperatifi’ne sihirli değnek değdirecek ve kooperatifin tüm borçlar ödenecek, esnaf da kendi borçlarını ödeyecek sanmıştık. Ercan Şehri Kooperatifi ele geçirdiğinde ( Kusura bakmayın bu terimi kullanmak zorundayım) ilk baştan ekonomik anlamda kısıtlamalara gittiğini, borçlu esnafın borçlarını kısa sürece tahsil edeceğine tüm esnaflarda inanmıştı. Hatta kredi alamayan esnaf bile “Eee ne yapalım. Kooperatif düzlüğe çıkacaksa katlanalım “ demişti.
Sonra ne oldu?
İşin içinden çıkamayan Ercan Şehri başladı dert yanmaya , Kooperatif batakta, yandım bittim “ edebiyatları….
İnsana sormazlar mı?
“ Sevgili Şehri, Devletin devlete borcu var, Devlette devamlılığın esas olduğu gibi Kurumlarda da devamlılık esastır. Sen bile, bile bu ateşten gömleği giymeye razı oldun ve hatta kısa süre içinde Kooperatifi düzlüğe çıkartacağına söz vermiştin. Şimdi ağlamak, dert yanmak niye “ diye.
Madem pişmansın, madem bu işi beceremiyorsun. O halde neden o koltukta oturmak için ısrarcısın?.
Belki bazı konularda haklı olabilirsin. Hüseyin Özdemir ve yönetimin hataları olabilir. Ama belden aşağı vurmak niye?
Ama olmuyor Sayın Şehri,Bu esnaf ikinci kooperatifi kaldıramaz. Eğer ikinci kooperatif kurma çabaları varsa bunun tek suçlusu sensin. Esnaf arayış içerisinde, baktılar ki Şehri Koltuğa zamk gibi yapışmış. Başka çıkar yolu yok. Elbette ki alternatifleri deneyecekler.
Sayın Şehri, Hatadan dönmek erdemliktir. Zonguldak’ı, bu şehrin esnafını ve bu şehir esnafından alış veriş yapan tüketiciyi düşünüyorsanız, ya şikâyet etmeyip görevinizi yapın, ya da cılkını çıkardığınız şu Kooperatif’ten yüzünüzün akı ile ayrılın ve gidin.
Sizin ne o makama, ne de o koltuğa ihtiyacınız var. Siz, sevilen ve sayılan bir kişiliğe, kariyere sahipsiniz. O Koltuk ateşten gömlek ve sizin de bu gömleği giymeye devam etmeniz anlamsız.
Yanlışmış mıyım?
“Evet yanlışsınız. Doğrular budur “ diyorsanız e mail adresim.
Bilgilendirin, bizde kamuoyunu bilgilendirelim.
*************************************************************************
AHMET ÖZTÜRK
Sabır… Sabır… Ama sabrın da bir sınırı var değil mi? Benim sabır taşım çatır çatır çatladı. Yerlere döküldü. Darmadağın oldu.
Yaşımın geçkin olması nedeniyle birçok şeyi hatırlıyorum.
1980 öncesinde Ülkemizde 'komünistim' demek, bırakın komünistliği sol edebiyatı yapmak bile suçtu.
Ama Ülkemizin her bir yanında Komünist partileri açıldı ve hatta seçimlere girdi. Suç sayılmaktan çıktı ve meşrulaştı.
Sonra bu ülkede, PKK denilen cellâttın ortaya çıkması ile
Özellikle Doğu’da kıyımlar başladı. Anne karnındaki ceninler, doğan bebeler öldürüldü. Masum insanlara kıyıldı. Basın yayın organları Apo (Abdullah Öcalan’ın) ismini zikretmekten kaçındı ve Apo’dan bahsederken 'Bebek katili' şeklinde haberlerini verdiler.
Sonra. Apo (Abdullah Öcalan’a) saygı gösterilmesi yasaklandı. ‘Sayın' demek gibi. ‘
Sonra.
Sonrası malum, Apo’ ya saygı gösterme sözü olan 'Sayın Apo' için meşrulaştırıldı. Yasaktan kalktı.
Eee sonra ne oldu?
Apo’nun (Abdullah Öcalan’ın) misafir edildiği İmralı adası yasaklarla bezenirken, Ülkenin en iyi doktorları, en iyi gıda mühendisleri ve buna benzer EN‘ler İmralı da görevlendirildi.
Maksat Avrupa ülkelerine rezil olmayalım…
Ama Apo (Abdllah Öcalan) Orada rahat durmadı… Avukatları, Milletvekilleri aracılığı ile dünyaya sesini, politikasını ve hatta ölüm listesini yayınlamaya devam etti. (Ülkenin her bir yanından şehit haberleri gelmeye başladı )
Ne oldu ise bu aralar sesi kesildi…
Ne Avukatları, ne de temsil ettiği vekillerinden bir ses çıkmayınca
Birileri Apo’nun avukatlığına soyundu.
Neymiş efendim 'Abdullah Öcalan İmralı da mı değil mi? Sanki öldürdünüz de sesi çıkmıyor', gibi Anlam taşıyan ifadeler ile iktidarı sıkıştırmaya çalıştı.
Hadi bunu diyen İktidar değil. Ne konuştuğunu bilmiyor ya da siyaseten yapıyor.
Peki ya
Ülkenin kaderini belirleyen, iktidarın en önemli ismi
'Öcalan için ev hapsi düşünülebilinir' diyerek şartlarını ortaya koyarsa
Bundan çok yorum ve sonuç çıkabilir.
Kaldı ki ilgili kişinin bu açıklamalarının ardından sosyal medyada ki yorumlara baktım. Hepside genelde birbirine benzer yorumlar
Yani
'Cumhurbaşkanlığı seçimleri yaklaştı. Bari Cumhurbaşkanlığına aday gösterelim', ‘şehitlerimizin kemikleri sızlayacak', 'Bari evinizde alın besleyin' gibi.
Bu tür yorumlara neden olanları ve vatandaşın sabır taşını çatlatanları kınıyorum.
Bu ülke bizim. Bu ülke ne salya sümük ile ne de el divan pençe durularak korunmuştur. Bu ülke şehit kanları ile bezenerek, ellerinde topu tüfeği olmadan, süngüsü ile elinde kazması ile baltası ile ve en önemlisi namusu ile korunmuş ve düşmanlardan temizlenerek, minarelerden ezanlarımızın susmaması sağlanmıştır.
******************************************************
MADENCİ ANITI MİTİNG ALANI OLMAKTAN ÇIKARILSIN
DERDİ YOKLAR’DAN DERDİ ÇOKLARA GELDİ MEGASTAR!
Ahmet ÖZTÜRK
Yıl 1985 Düğünlerde Derneklerde ilgi ile izlenen, takip edilen gencecik, pırıl pırıl bir genç vardı. Kıvır kıvır saçları, maviye bakan o yeşil gözleri, o berrak sesi herkesi etkilediği gibi beni de etkilemişti.
Kimdir, Nedir bilmek istiyordum. Kendisi ile tanışmıyordum ama tanımak bilmek istiyordum. Çünkü Zonguldak’ta o kadar berrak ses, o kadar mükemmel uyum bana göre yoktu.
Zonguldak Gazetesi Yazarı olarak ben, O dönemlerde Aynı gazetede yazan Çetin Özdemir, Solmaz Onat ile O Kıvırcık saçlı mavi ile karışık yeşil gözlü çocuğun çalışma ortamını merak etmiştik. Hep beraber gittik. Yanlış hatırlamıyorsam Karafatma sokağında derme çatma bir yerde çalışma yapıyorlardı. Müzik gurubunun ismi de ‘ Derdi Yoklar’ idi.
Derme çatma bir yerde ‘ Derdi yoklar ‘ orkestrası ile ‘ Madenci ‘ parçasına çalışıyorlardı. Gazeteci olarak İlk defa biz dinlemiştik Madenci parçasını.
“ Elleri nasırlı, gözleri sürmeli ..Madenci.. Madenci”
Süre giden parçasını dinlerken benim gözlerimden yaş akıyordu. Ama sadece binim değilmiş gözlerimden yaş akması. Hemen yanımda bulunan solmaz Onat hanımda aynı şekilde benim gibi duygulanarak gözlerinden yaşları akıtıyordu.
“ İşte Zonguldak’ı temsil eden, madenciyi temsil eden müzik “ dedim.
Bu müzik Zonguldak’ı değil. Tüm Türkiye’yi sallar dedim içimden
Pırıl, pırıl sesi, Zonguldak Heveslisi maviye bakan o yeşil gözlü genç Şimdilerin MEGASTAR’ Ergin Erdem’den başkası değildi…
Zonguldak için sadece Madenci parçası değil, Grizuya Ağıt, Güzel Devrek, Kdz. Ereğli İbram gibi parçalarının yanı sıra 250 ye yakın eseri meydana getirmiş.
250’yi geçen sözü ve bestesi kendine ait olan bu sanatçıya kim sahip çıktı acaba?
Yapılan etkinliklerde yer alan ve o güzel türkülerini seslendiren Ergin Erdem ( MEGASTAR) sadece verilen sözler ile kaldı.
Dinleyenler “ Böyle ses, böyle müzik, böyle parça, Değil, Zonguldak ta Ülkede POPİLER OLUR “ dediler ama sadece demek ile kaldılar.
Kendi emeği, kendi girişimleri ile Ulusal TV ve Ulusal basında yer aldı. Ama maalesef Zonguldak’ın gündeminde Sadece MEGASTAR olarak kaldı.
Zonguldak ve çevre belediyelerinde festivaller oldu. Milyarlarca Lira para Televizyonlarda, Tele volelerde boy gösteren sanatçılara aktarıldı.
Niye
Çünkü MEGASTAR Ergin Erdem Zonguldaklı, O bizim çocuğumuz denildi. Ama bizim çocuğumuza sahip çıkılmadı.
Genel maden İşçileri sendikası ( GMİS) Oralı bile olmadı.
Belediyeler ise Popüler peşinde koştu. Bizim Basınım ise Popüler kişilere sayfa sayfa yer ayırırken MEGASTAR Ergin Erdem’i sadece kendi düğünlerinde, kendi etkinliklerinde hatırlayabildiler. Çünkü MEGSATAR Ergin Erdem arkadaşımız, Dostumuz, Ücretsiz söyler.
Var mı böyle şey….
“Derdi Yoklar “ grubu ile çalışıp bu günlere gelen Ergin Erdem Şu anda Derdi Çoklar ‘ grubunu kurup, sizin, benim ve hepimizin yüzüne tükürse Haksız mı?
O Tükürecek. Basın olarak, İş adamı olarak, Sendikacısı ve Tüm Örgütler olarak “ YARABİ ŞÜKÜR “ mi diyeceğiz. Yoksa Bundan Sonra Zonguldak’ımızın Medarı iftarı Ergin Erdem’e sahip mi çıkacağız?
Osman Zinnur KARABAK
629 adımlık Gazipaşa trafiği Madenci anıtında miting düzenlendiği zaman felç oluyor. Site, Kapuz, Ontemmuz, Rat, Dilaver gibi semtlerden şehir merkezine inan araçlar miting günleri adeta tıkanıyor.
Ambülânslar, itfaiye araçları ve vatandaşların kullandığı araçlar madenci anıtında yapılan mitingler yüzünden Trafiği kilitliyor. Acelesi olan, Doktora yetişmesi gerekenlerin işi sadece Allaha kalıyor. Çünkü Üç yol ağzı e şehrin en işlek yeri işgal ediliyor.
Bu konu gündemde iken bende âcizane Sayın Valimize ve İl Trafik komisyonuna önerim olacak.
Kesinlikle mitinglere karşı değilim. Herkes doğal olarak eylemini, tepkisi gösterecek ancak bu tepkiyi gösterirken vatandaşları mağdur etmeyecek. O nedenle Benim önerim Miting alanı olarak Tren istasyonun önü buna müsait. Hem trafik engellenmemiş olur, hemde vatandaş mağdur edilmemiş olur. Bu arada belki tek mağduriyet Genel evde çalışanlar olabilir ama onlarda şehrin selameti için yapılan mitinge dayansınlar.
Bilindiği gibi daha önce Ulu cami de kılınan cenaze namazından sonra trafik aynen madenci anıtında olduğu gibi tıkanıyor ve çile çekiliyordu. Dönemin yetkilileri bu çileye son vermek için Cenaze törenleri Acılık camisinde ne aktarınca Şehir trafiği rahatlamış oldu.
Önerim dikkate alındığında aynen Ulu cami olayı gibi Madenci anıtı önü de rahatlayacak ve kimse mağdur olmayacak.
Madenci anıtı önünde hiç mi miting yapılmasın. Tabi ki yapılsan. Ancak bu Parti Genel Başkanlarının geleceği zaman olur. O da zaten seçimlerden seçimlere olacağından kimse mağdur olmaz.
Sayın valimize İl Trafik Komisyonu bu önerimizi dikkate aldıkları takdirde Zonguldak insanı kendilerine minnettar kalacaklardır,









Hiç yorum yok:
Yorum Gönder